Genç ve anonim bir yazarım. Hikayelerimi burada paylaşıyorum. Emeğe saygılı olmanızı, kaynak belirtmeden paylaşmamanızı ve yorumlarda küfür içerikli paylaşımlarda bulunmamanızı rica ediyorum.
Masaüstü Arkaplan
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
-
Anlık gaza gelmem ve can sıkıntımın birleşimi sonucunda hazırladığım bilgisayar arkaplanı. Afiyet olsun :)
Ona baktım. Gülümsüyordu. Bazen bir gülümseme çok şey anlatır bize. Mesela barışma vaktinin geldiğini anlatır. İlk "Seni seviyorum"un müjdecisidir bazıları. Veya kırılmış bir kalbi tamir etme çabasını anlatan bir şiirdir bazen gülüşler... İşte ben de onun gülümsediğini görünce küçükken yaptığım hatayı unuttum. Kabuslardan men edilme nedenimi unuttum. "Gelmişsin. Affettin mi artık?" Güldü. Kaşlarını hafiften çattı. "Kuralları çiğnemenin bedeli 16 yıldı." "Kuralları çiğneyen 6 yaşında bir kız olsa da mı?" "Evet. Eğer sana o gün merhamet gösterseydim şu anda olduğun kişi olamazdın. Seni gerçek hayattan da kurtarmamı isterdin. Ama daha önce de söylediğim gibi, elimden sadece kabuslar geliyor..." "Şu an karşımdasın ama?" Gülümsedi ve omuz silkti. Kenardan gözlerinden ateş saçan Aleksey'e kaçamak bir bakış attı. "Aslında değilim. Nedense kabuslarını unuttuğunu hissettim, ben de sana hatırlatmaya geldim. Sana darılsam da,...
---------Aleksey Dima Boris'in Gözlerinden--------- Yüzümde en az gece kadar karanlık bir maske vardı. Michelle'i bir saniye bile bırakmadan tüfeği elime aldım. Sırtımda cennetten düşmüş bir baş melek vardı adeta. Gümüşi bakışlara sahip gri gözleri bir daha asla uyanmayacakmış gibi kapalıydı. Yanakları ve dudakları kanla ıslanmıştı, metal kalbi paslanmıştı adeta. Yaşam dolu kalbi ölüm meleğinin eline düşmüştü, ölüm meleği zevk alırcasına oynuyordu meleğimin hayatıyla. Ölüm, yaşamı yanına almak üzereydi... Yapacağım şey delilikti. Michelle uyanık olsa aynen böyle derdi, sonra da yüzüme bir tane çakardı. Bu düşünceyle yanaklarımın istemsizce var olmuş bir gülümsemeyle hareket ettiğini hissettim. Onu kurtaracaktım. Onurum üzerine söz vermiştim, onu hep koruyacaktım. 14 yıllık bu yemini onu vurmaya cüret etmiş bir serseri yüzünden bozmaya hiç niyetim yoktu. Bir kez daha bileğine dokunmamla kalp atışlarım hızlandı, tüm bedenim korkuyla yanmaya başladı. Kalp atışları zar zor hissedi...
Derin bir nefes alarak uyandım. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Binlerce hayal gerçeğinden bir anda gerçek dünyaya uyanmıştım. Doğruldum, saat gecenin üçüydü. Gördüklerimi anlatmak, birileriyle paylaşmak ve hatta güvenilir bir omuzda ağlamak istiyordum... Tekrar uyumaya çalıştım ama elimden gelen sadece tavana bakmaktı. Bir süre tavanla bakıştıktan sonra uyuma çabalarımın faydasız olacağını anladım. Üstüme bir ceket alıp dışarı çıktım, biraz hava almam lazımdı. Sessiz ve karanlık sokakta sokak lambalarının eşiliğiyle yürümeye başladım. Ay son dördündü, ama yıldızlar görünmüyordu. Gerçekten, gökyüzünde tek bir yıldız dahi yoktu... Yıldızlara nişan alıyordu, vurduğu her yıldızla beraber gökyüzünde yağmurlar yağıyordu. Yürümeye devam ettim. Hafif bir yağmur yağmaya bağladı, yumuşakça saçlarımı okşadı. Soğuk gelmedi yağmur, daha çok ılık ve şefkatli bir anne eli gibiydi. Yerlerde su birikintileri oluşmaya başladı. Gökyüzüne baktığımda tek bir bulut dahi göremedim oysa, belki de yağ...
Yorumlar
Yorum Gönder